Samuel Huntington vs. Hz. Ali: İki Dünya Görüşü, İnsanlık İçin İki Yol
“İnsanlar ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”
— Hz. Ali
Tarih boyunca insanlık iki farklı dünya görüşü arasında gidip geldi. Biri insanları kimliklerine göre ayırdı, diğeri insan olmaları nedeniyle birleştirdi.
Samuel Huntington, 1993 yılında yayımladığı Medeniyetler Çatışması tezinde, Soğuk Savaş sonrası dünyanın ideolojik değil, kültürel ve medeniyet temelli çatışmalarla şekilleneceğini savundu. Ona göre geleceğin mücadeleleri medeniyetler arasında yaşanacaktı.
Hz. Ali ise bundan yaklaşık 1400 yıl önce, Mısır Valisi Malik el-Eşter’e yazdığı mektupta şöyle diyordu:
“İnsanlar ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”
Huntington insanları medeniyetlere ayırırken, Hz. Ali insanı merkeze koyuyordu.
Huntington farklılıkları çatışmanın kaynağı olarak görüyordu. Hz. Ali ise farklılıkları adalet ve merhametle yönetilmesi gereken bir zenginlik olarak değerlendiriyordu.
Bugün dünya hâlâ Huntington’un tarif ettiği çatışmaları yaşıyor olabilir. Ancak insanlığın ihtiyacı olan şey, Hz. Ali’nin gösterdiği ahlaki ufuktur.
Çünkü mesele kimin haklı olduğu değil; birlikte yaşamanın mümkün olup olmadığıdır.
Dünya bugün yeni cephelere değil, yeni köprülere ihtiyaç duyuyor.
Bugün Orta Doğu’da yaşanan savaşlar yalnızca bölgenin sınırları içinde kalmıyor; etkileri bütün dünyaya yayılıyor. Enerji fiyatlarından gıda maliyetlerine, enflasyondan alım gücünün düşmesine kadar milyonlarca insan bu savaşların ekonomik sonuçlarını hissediyor.
Buna karşılık silah sanayisi, enerji şirketleri ve küresel sermayenin belirli kesimleri kriz dönemlerinde daha da büyüyor. Bu nedenle savaşlara yalnızca askerî bir olay olarak bakmak eksik kalır. Savaşlar bazen aynı zamanda büyük servet transferlerinin de aracı hâline gelebilir.
Bunu anlamak için karmaşık ekonomik modellere ihtiyaç yoktur. İnsanların kendi hayatlarına, faturalarına ve cüzdanlarına bakmaları çoğu zaman yeterlidir.
Şimdi kendimize şu soruyu soralım:
Halife olarak devletin ve ordunun başında bulunan Hz. Ali hangi anlayışı savunuyordu?
Adalet. Kardeşlik. Eşitlik.
İlginç olan şudur ki; bu değerleri savunan Hz. Ali, kimi çevreler tarafından yüzyıllardır savaşların ve siyasi mücadelelerin diliyle değerlendirilerek suçlanabilmektedir.
Öte yandan, modern dünyanın jeopolitik düşüncesini şekillendiren Henry Kissinger ve Zbigniew Brzezinski gibi isimler çoğu zaman büyük stratejistler, devlet adamları ve düşünürler olarak anılmaktadır.
Burada asıl mesele kişilerden çok, hangi değerlerin yüceltildiğidir.
Bir tarafta insanı ait olduğu medeniyet, kimlik veya blok üzerinden tanımlayan bir yaklaşım vardır.
Diğer tarafta ise insanı, inancı ne olursa olsun, önce insan olarak gören bir anlayış vardır.
Belki de bugün insanlığın önündeki temel soru budur:
İnsanları farklılıkları üzerinden mi tanımlayacağız, yoksa ortak insanlık paydasında mı buluşacağız?
Hz. Ali’nin yaklaşık on dört asır önce dile getirdiği ilke, bu soruya hâlâ güçlü bir cevap vermektedir:
“İnsanlar ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”
Belki de insanlığın bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni savaş teorileri değil; adaletin, merhametin ve birlikte yaşamanın yeniden hatırlanmasıdır.
Çünkü dünya yeni düşmanlara değil, yeni köprülere ihtiyaç duyuyor.
Turgay Temiz