AFERİN SİZE!
UYARI: Bu makale, diğer tüm makaleler gibi, yazarın şahsi görüşüdür ve Uluslararası Alevi Vakfını bağlamaz ve de Alevi-Portal sitesinin görüşünü yansıtmaz!
Bir avın başarılı olabilmesi için yalnızca avcının değil, kurulan tuzağın da doğru olması gerekir. Balıkçı oltasını, avcı kapanını kurar; gerisini avın kendisi belirler.
Siyasette de durum çok farklı değildir.
Bazen bir senaryo yazılır. Senarist metni hazırlar, yönetmen sahneyi kurar, oyuncular kendilerine biçilen rolleri oynar. Sonunda ortaya çıkan başarı ya da başarısızlık ise yalnızca bir kişinin hanesine yazılmaz. Herkes, oynadığı rol kadar payını alır. Ama asıl büyük kazancı, senaryoyu yazanlarla oyunu yönetenler götürür.
Gelelim bizim avlara ve avcılara…
Bugüne kadar örneği pek görülmemiş bir “butlan” meselesi üzerinden yeni bir senaryo yazıldı.
Bu senaryo yalnızca bir siyasi partinin iç meselesi olmaktan çıktı; toplumun her kesimine dokunan, insanları karşı karşıya getiren bir tartışmaya dönüştü.
Maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut hukuk düzeni içerisinde bu süreç işletiliyor.
Oysa mesele, birkaç kişinin kim olduğu veya hangi koltuğa oturacağı meselesinden çok daha büyük.
İslam ülkeleri içerisinde Türkiye’nin en önemli değerlerinden biri olan Cumhuriyet ve onu var eden siyasi gelenek, bugün ciddi bir operasyonun ve tartışmanın içerisinde.
Benim açımdan parti içerisindeki kişilerin kim olduğu ikinci plandadır.
Asıl mesele avdır. Asıl mesele, kurulan tuzağın sonucudur.
Çünkü bugün ortaya çıkan tabloya baktığımızda;
“Bu gitti, bu kaldı.”
“Şu kazandı, bu kaybetti.”
hesapları yapılıyor.
Ama kimse şu soruyu yeterince sormuyor:
Peki, bütün bunların sonunda gerçekten kim kaybetti?
Aynı partiye gönül vermiş, aynı düşünceyi savunmuş insanlar kendi evlerinin içinde bile birbirleriyle ters düşmeye başladı.
Yılların dostları, arkadaşları ve komşuları birbirlerini kıracak kadar sert tartışmalara giriyor.
Birbirine çok yakın insanlar, yalnızca farklı düşündükleri için birbirlerini ötekileştiriyor; birbirlerini taraf olmakla suçluyor.
Daha da acısı…
50 milyondan fazla seçmenin değiştirmediği bir sonucu, Facebook’ta 300, bilemediniz 3.000 arkadaşı bulunan bazı kişilerin paylaşımlarıyla değiştirebileceğini düşünenler ortaya çıkıyor.
Sosyal medya yankı odaları, gerçek hayatın yerine konuluyor.
Oysa siyaset, birkaç yüz kişinin beğenisiyle veya birkaç bin kişinin paylaşımıyla şekillenmez.
Neticede kim kazandı, kim kaybetti?
Kazananın kim olduğunu herkes biliyor.
O hâlde kaybedene bakalım.
Yüz yılı aşkın geçmişiyle dünyanın en köklü siyasi hareketlerinden birinin ve onun geniş tabanının yıprandığını görmezden gelemeyiz.
Cumhuriyet gibi bir değer kaybedildi.
Bu değere gönül vermiş, onu sahiplenmiş milyonlar kaybetti.
Birlikte yaşama iradesi kaybetti.
Dostluklar kaybetti.
Kardeşlik kaybetti.
Ve en önemlisi…
Ülkenin aydınlık geleceği KAYBETTİ!
Eğer bütün bunların arkasında bir çıkar varsa, söyleyecek fazla söz yok.
Ama ortada bir çıkar olmadığı hâlde yalnızca inatlaşma, kişisel hesaplaşma ve tarafgirlik varsa; bu sürece katkı sunanlara, taraf olanlara ve toplumun bölünmesinden mutluluk duyanlara söyleyecek tek bir sözümüz var:
YAZIKLAR OLSUN!
Yüz yıllık aynı idealin parçası olan insanların birbirinden kopmasından, bölünmesinden ve parçalanmasından mutlu olanlar…
Bölerek, parçalayarak ve birbirine düşürerek başarı kazanacağını zannedenler…
Bugün kendi ellerinizle neyi kaybettiğinizi yarın çok daha iyi anlayacaksınız.
Çünkü bazı kayıpların telafisi vardır.
Bazılarının ise yoktur.
Cumhuriyet’in, ortak değerlerin ve birlikte yaşama iradesinin kaybı da işte böyle bir kayıptır.
Ve siz hâlâ bütün bunları bir başarı olarak görüyorsanız:
AFERİN SİZE!
Oktay Ulucan
Bu köşe yazısı 14.08.2026 tarihinde Alevi Portal’da yayınlanmıştır.
© Alevi-Portal.net