Alevi Kurumları: İnanç mı, Siyasi Hinterland mı?
Sevgili canlar,
Saygıdeğer okuyucular,
16. yüzyılın başlarında Anadolu’da bir ses yankılanıyordu:
“Açılın kapılar, Şah’a gidelim.”
Bu söz yalnızca bir slogan değildi; aynı zamanda dönemin siyasal ve toplumsal gerilimlerinin de bir yansımasıydı. Anadolu’daki çok sayıda Kızılbaş topluluğu, maruz kaldıklarını düşündükleri baskılar, ağır vergiler ve adaletsizlikler karşısında, Şah İsmail’i bir alternatif olarak görmeye başlamıştı. Bu gelişmeler, Osmanlı yönetimini ciddi biçimde tedirgin etti ve süreç, tarihin önemli dönüm noktalarından biri olan Çaldıran Savaşı’yla sonuçlandı. Ardından Alevi-Kızılbaş toplulukları, yüzyıllar boyunca farklı dönemlerde çeşitli baskılar, dışlanmalar ve ağır bedellerle karşı karşıya kaldılar.
Bu tarihsel arka plan, Alevi toplumunun siyasetle neden yakından ilgilendiğini anlamak açısından önemlidir.
Alevi toplumu, tarih boyunca yalnızca kendi inancını korumaya çalışan bir topluluk olmadı; aynı zamanda adalet, hak ve vicdan mücadelesinin de içinde yer aldı. Bu nedenle bugün de Alevilerin siyasi duyarlılığının yüksek olması şaşırtıcı değildir. Nerede haksızlık, hukuksuzluk ve ayrımcılık görülürse, buna karşı söz söylemeyi bir sorumluluk olarak görmeleri, inançlarının temel ilkeleriyle de örtüşmektedir.
Bu, sosyolojik bir gerçektir.
Ancak tam da burada üzerinde düşünülmesi gereken başka bir soru ortaya çıkmaktadır:
Alevi toplumunun siyasi duyarlılığı ile Alevi kurumlarının belirli bir siyasi hinterlanda yaslanması aynı şey midir?
1960’lı yıllardan itibaren hızlanan şehirleşme süreciyle birlikte Aleviler, geleneksel ocak ve dergâh merkezli yapılanmalarının yanı sıra, modern toplumun sunduğu imkânlardan da yararlanarak dernekler, federasyonlar ve vakıflar etrafında yeni kurumsal yapılar oluşturdular. Bu kurumlar, Alevi toplumunun görünürlüğü, örgütlenmesi ve hak mücadelesi açısından çok önemli bir kazanım olmuştur.
Ancak son yıllarda bu önemli kazanımın üzerine bir gölge düşmeye başlamıştır. Bazı kurumların belirli siyasi partilerle özdeşleşmesi ve yöneticilik makamlarının zaman zaman kişisel ya da siyasi hedeflerin önüne geçmesi, hem kurumların itibarını hem de Aleviliğin toplumsal algısını olumsuz etkilemektedir.
Elbette her Alevinin olduğu gibi, her kurum yöneticisinin de siyasi bir görüşü olabilir. Bu en doğal demokratik haktır. Ancak o görüş, kurumun kimliğinin önüne geçmemelidir.
Hangi siyasi görüşten olursa olsun, bir siyasetçi Alevi kurumunun eşiğinden içeri adım attığında; parti kimliğini, ideolojik aidiyetini ve siyasi hesaplarını kapının dışında bırakmalıdır. Çünkü Alevi kurumları bir siyasi arena değil; canların bir araya geldiği, lokmasını paylaştığı, cem olduğu ve rızalık aradığı meydanlardır.
Alevi kurumları hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Hiç kimsenin siyasi hinterlandı da olmamalıdır.
Çünkü bu kurumlar; siyaset için değil, inanç için vardır.
İnancı siyaset şekillendirmemelidir; gerektiğinde inanç, siyasete vicdanını hatırlatmalıdır.
— Turgay Temiz