ALEVİ PORTAL

HAKK’A MEKTUPLAR: Mustafa Yücel Özbilgin

Hüseyin Barış ÖZTÜRK

UYARI:  Bu makale, diğer tüm makaleler gibi, yazarın şahsi görüşüdür ve Uluslararası Alevi Vakfını bağlamaz ve de Alevi-Portal sitesinin görüşünü yansıtmaz!

 

Sevgili Mustafa Yücel abi!

Bugün Hakk’a yürüyüşünün tam 20. yıl dönümü.

64 yaşına girmene yaklaşık bir ay kala, 17 Mayıs 2006 sabahı, silahlı bir eylem sonucu katlediliyorsun.

Danıştay İkinci Daire Üyesi olarak, üç ay önce, 08 Şubat 2006’da, tarihî ve o dönem çok tartışılan bir karara imza atıyorsun: Bir anaokulu öğretmeninin okula gidiş-gelişlerde -yani okul yolunda- başörtüsü taktığı için anaokuluna müdür olarak atanmasının sakıncalı olduğu kararını veriyorsun.  (*1)

Bak, o gün neler söylemişsin, nelerin altına imzanı atmışsın:

“… ve laiklik ilkesi gereği kutsal din duygularının

Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı …”

 

“… Anayasa’nın 130 uncu maddesinde öngörülen

‘çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan’ düzenin,

laiklik ilkesinin göz ardı edildiği bir ortam olması

mümkün değildir…” 

Bu kararla yeri göğü inletmiştiniz o günler…

Peş peşine demeçler verdiler, adı sanı olanlar…

Karardan üç gün sonra, 11 Şubat 2006’da, dönemin Adalet Bakanının Milliyet gazetesinde “Ayrancı pazarında başörtülü avına mı çıkılacak?” başlıklı bir röportajı yayımlandı.

Aynı gün; o zamanın başbakanı RTE, Danıştay kararıyla ilgili ilk değerlendirmesini yaptı ve dedi ki: “Bunlar bu gidişle evin içine de karışacaklar. Şöyle şöyle davranacaksınız diyecekler. Kusura bakmayın, Türkiye yolgeçen hanı değil…”  (*2)

Eh, Anadolu’da Vakit gazetesi durur mu böyle bir durumda?! Türban kararı üzerine, 13 Şubat 2006’da, “İŞTE O ÜYELER” manşetiyle hem senin hem de Danıştay 2. Dairesi’nin diğer üyelerinin fotoğraflarını yayımlayıp sizleri hedef göstermişti.

İşte o atmosferde, artık geri dönüşü olmayan bir süreç başlıyor.

Gazetenin bu haberini okuyan katil, üç arkadaşı ile birlikte 15 Mayıs’ta İstanbul’dan Ankara’ya gidiyor. Ertesi gün istihbarat toplamaya başlıyorlar. Danıştay binasına giriyor ve 2’nci Dairenin Başkanının makam odasını bile öğreniyor.

Ve ertesi gün…

Bundan tam yirmi yıl önce, 17 Mayıs 2006 sabahı, Danıştay binasına bu kez suikastı gerçekleştirmek için gidiyor.

Sabah otelin parkından yola çıkıyor. Danıştay yakınlarına park ediyor. Arabanın çekilmemesi için, sol ön camına İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından (normalde sivil bir görev için verilen) verilmiş Araç Tanıtım Kartını koyuyor. Sonra torpido gözünü açıyor ve orada bulunan Glock marka tabancanın birini alıyor. Şarjörünü kontrol ediyor. Tam 17 mermi ile dolu olan tabancasını çantasının içine koyup, Danıştay binasına doğru yürüyor…

Mustafa Yücel abi, bu arada sen ve hâkim arkadaşların toplantıdasınız ve kararları görüşüyorsunuz…

Katil ise yolda…

Yaklaşık 100 metre kadar yürüdükten sonra, oldukça sakin ve soğukkanlı bir şekilde, Danıştay ana binasından içeri giriyor.

O sırada Allah’ın “en güzel isimleri” anlamına gelen ve genellikle Allah’ın 99 ismini ifade eden Esma-ül Hüsna’yı okuyor. İstanbul’daki şeyhinin boynuna taktığı muskânın kendisine dokunulmazlık sağladığını düşünüyor.

Giriş noktasındaki kontrolde hem x-ray cihazı hem de metal dedektörü uyarı veriyor. Güvenlik polisi tam yerinden doğrulacakken, katil üst cebinden avukatlık kimliğini çıkarıp polise gösteriyor.

“Kolay gelsin avukatım” deniyor.

Ve geçiyor.

Asansöre biniyor, 5. katın düğmesine basıyor.

Yukarı vardığında hiç heyecanlı değil. Tam aksine, son derece sakin. Kendinden emin adımlarla ilerliyor.

2’nci Dairenin başkanının makam odasına doğru yürürken, müzakere odasının önünden geçiyor.

Tam o sırada, kapısında “Müzakere var, girilemez” yazan odaya sizin sekreter dosya getiriyor. Dosyaları bırakıp çıkacağı için kapı yarı açık kalıyor.

İşte o aralıktan içeriyi görüyor.

İçeri dalıyor.

Silahını çantasından çıkarıyor, odadakilere doğrultuyor ve kapıyı arkasından örtüyor.

Odadakilere tek tek bakıyor. Anadolu’da Vakit gazetesinin “İŞTE O ÜYELER” başlığıyla yayımlanan fotoğraflardan tanıyor. Evet, Mustafa Yücel abi, o an sen de o müzakere odasındasın. Şaşkın bakışlar içinde herkes gibi sen de masaların altına yöneliyorsun.

Ancak katil, “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek tetiğe basıyor. 9 mm mermiler odanın içinde yankılanıyor. 11 el ateş ediyor, seni ve diğer 4 daire üyesini yaralıyor.

Laikliğe 11 kurşun atılıyor!

Ve yine sakin bir şekilde koridorda ilerliyor ve asansörün gelmesini bekliyor.

Ancak binadan çıkacağı sırada yakalanıyor, binanın giriş bölümündeki polis odasına götürülüyor.

Katil, tekbir getiriyor ve bağırıyor: “Osmanlı’nın torunlarıyız. Allah’ın askerleriyiz. Bundan sonra adam gibi karar alırsınız.”

Sen ağır yaralanıyorsun. Şuurun gidiyor. Acil servise kaldırılıyorsun. Ama birkaç saat sonra, maalesef daha fazla direnemiyorsun.

Kurşun yağmuruna tutulduktan iki gün sonra, 17 Mayıs 2006’da, senin cenaze törenine katılan yurttaşlar farklı farklı sloganlar atıyorlar.

“Hükümet istifa!” Ama kimse istifa etmedi. O günden beri piyonlar ve vezirler sıkça değişti ama Sultan hâlâ sapasağlam tahtında.

“Mollalar İran’a”, falan diye haykırmışlardı. Mollalar da hâlâ İran’da dümen başındalar…

“Türkiye laiktir, laik kalacak” şeklinde de sloganlar atılmıştı. Üzgünüm bunu sana söylemeye ama laiklik falan diye bir şey kalmadı memleketimizde…

Dönemin saygıdeğer Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in o günlerdeki sözleri bugün hâlâ kulaklarımda: “Bu saldırı kişisel değildir, laik Cumhuriyet’e yöneliktir ve tarihe kara bir leke olarak geçecektir.”

Mustafa Yücel abi,

mekânın bağ-bahçe,

devrin daim olsun.

Işıklar içinde yürüyesin…

 

Kaynaklar:

(*1)

Bu iki cümle, Danıştay’ın başörtüsü kararından alıntıdır.

Danıştay İkinci Daire, 26.10.2005 tarih ve E.2004/4051, K.2005/3366 Sayılı Karar

Kaynak: https://karararama.danistay.gov.tr/

(*2)

https://siyasipartikararlar.anayasa.gov.tr/SP/2008/2/1?utm_source=chatgpt.com

Kitap önerileri:

  • Ergül, Vural. İşte O Suikast: Danıştay Saldırısının Perde Arkası. İstanbul, Altaylı Yayınları, 2016.
  • Selçuk, Ayhan / Şeker, Mustafa. Danıştay Saldırısı Haberlerinde Söylem ve İdeoloji. Ankara, Nobel Yayın Dağıtım, 2012.

 

Hüseyin Barış Öztürk

Yorumlarınız için:  huseyinozturk@gmx.de 

Bu köşe yazısı 17.05.2026 tarihinde Alevi Portal’da yayınlanmıştır.

©  Alevi-Portal.net

Sosyal Medyada Paylaş
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ