YETER ARTIK!
UYARI: Bu makale, diğer tüm makaleler gibi, yazarın şahsi görüşüdür ve Uluslararası Alevi Vakfını bağlamaz ve de Alevi-Portal sitesinin görüşünü yansıtmaz!
Son günlerde Avrupa Alevileri açısından kamuoyunda rahatsızlık yaratan iki başlık gündemde: Usulsüzlük ve Alisizlik.
Ne acıdır ki kurumun eski ve mevcut yöneticileri tarafından dillendiriliyor, gerçek niyetleri ifşa ediliyor.
Şunu hemen belirteyim. İfade edilen şekliyle “Alisizlik” söylemi, Alevi toplumu içinde ayrıştırıcı bir etki yaratmakta; ayrıca bu yaklaşım, toplumsal bütünlüğümüze zarar vermektedir.
Bunu “Dedeyim, Seyidim, Ocakzadeyim, Talibim” diyenler kim olursa olsun kendini de inkâr edenlerdir.
Hatırlatmak isterim ki, bundan epey sene önce Lauterbach’ta yapılan toplantı sonrasında Hasan Kılavuz tarafından yapılan açıklamada “İslam içi-dışı” söylemi kullanılarak kamuoyunda nifak yaratacak bir dil benimsendi. Gelen tepkiler üzerine dönemin Genel Başkanı, söz konusu açıklamanın altına imza attığını belirtti. Tepkilerin artmasıyla birlikte ise ikinci bir açıklama yaparak, kurumun bir tüzüğü ve programı olduğunu, bu metinlerde ne yazıyorsa kurumun tutumunun da o olduğunu ifade etti.
Tüm bu zihniyete sahip olanlar; geçmişten taşıdıkları siyasi miraslarıyla gerçekte ateist olup, kurumları ve kendileri gibi düşünmeyen, toplumu araçsallaştıran çıkarcı bir anlayışı temsil etmektedir.
Yeni ve eski her iki Genel Başkan da uzun yıllar kurum yöneticiliği yaptıklarını, tüzük ve programın kendi dönemlerinde yazıldığını ya da değiştirildiğini, yetkilerini bu tüzük ve programlardan aldıklarını göz ardı ederek; taşıdıkları başkanlık sıfatlarını da boşa düşürmektedirler.
Hangi açıklama, hangi mesaj olursa olsun sıfatlarından bağımsız olamaz, olmamalı. Ona göre konuşmalı, ona göre yazmalı.
Hiç kimse başında bulunduğu kurumun tabanını hiçe sayamaz.
Belirtmek isterim ki bilinçli biçimde tüzüğe yerleştirilen “doğal delegelik” sistemi ile kurum içinde uzun süre başkan olununca güç zehirlenmesi yaşayıp “nasıl olsa kimsenin sesi çıkmıyor” zannediliyor.
Bugüne kadar yaşananlar insana İstanbul seçimlerini hatırlatıyor.
Nasıl ki bir zarfın içinde 4 oydan bir tanesi geçersiz sayılıyorsa, burada da benzer bir çelişki yaşanmaktadır. Bir yandan Alevi kurumunda olacaksın, İmam Ali’nin posteri önünde resim vereceksin; programda yazılı olan Aleviliği “İslam’ı kendine göre Sünni ve Şii inancın dışında yorumlayan farklı bir yol” diye tanımlayacaksın;
2006 yılından beri DIK (Deutsche Islam Konferenz) grubunun içinde çeşitli radikal gruplarla birlikte üyesi olacaksın; sonra da kalkıp “İslam’ın içi-dışı, İslam değiliz, Müslüman değiliz” gibi söylemler içinde bulunacaksın.
Demezler mi adama “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”
İşte yıllar beri bu manasız, ayırıcı, dışlayıcı anlayış ile uzaklaştırılmış insanlar ile örgüt giderek küçültülerek marjinal bir yapıya dönüştürüldü.
Ötekileştirdikleri insanlar başka isimlerle örgütlenince onları yine suçlayan aynı kişi ve şürekâsı oldu.
Taban olan özellikle 1. ve 2. jenerasyon üye canlar köyünden ocağından getirdiği Aleviliği “yaşanılsın, yaşatılsın” diye her türlü maddi manevi çaba harcarken, birileri kendi ideolojisi için samimi ve inançlı insanları harcıyor ama farkında değiller.
Artık yeter!
Şu uzun süren başkanlıklara son verilmelidir. (Örgütün 35 yılı içinde 10 yıl beş başkan, 25 yıl da iki başkan görev yapmıştır.)
KOLTUKLARA YAPIŞMA ANLAYIŞI TERK EDİLMELİDİR!
Başkanlık görevi en fazla iki dönemle sınırlandırılmalıdır.
Kalıcı olabilmek için görmezden gelinen, antidemokratik “doğal delegelik” sistemi mutlaka değiştirilmelidir.
Kişisel veya ideolojik kavgalar, saf duygu ve samimi inançlı Hakk-Muhammed-Ali yolunda olan taliplerin üzerinden el çekilmelidir.
Tüm yaşattıkları için özü dar’a çekip, bu toplumdan samimiyetle özür dilenmelidir.
Kurumun her aşamasındaki dedeler, talipler ve üyeler sessiz kalmaktan ve yok sayılmaktan vazgeçmelidir.
Bir şekilde büyük resim; deyişlerimizle, nefeslerimizle ve ulularımızın özlü sözleri ile varlığını hissettirmelidir.
Oktay Ulucan
AABF Bölge Eski Sekreteri
Miltenberg Cemevi Eski Başkanı