Kerbela’nın Gölgesinde Bir Dünya: Orta Doğu’da Savaş ve İnsanlık Vicdanı
Sevgili canlar,
Sevgili okurlar,
Maalesef bugünlerde Orta Doğu bir kez daha acının, gözyaşının ve yıkımın sahnesi haline gelmiştir. İnsanlık tarihinin en kadim coğrafyalarından biri olan bu topraklar, yüzyıllardır olduğu gibi bugün de savaşın, güç mücadelelerinin ve çıkar hesaplarının ağırlığı altında ezilmektedir.
Bugün İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında tırmanan gerilim, yalnızca devletlerin ya da orduların karşı karşıya geldiği bir siyasi çatışma değildir. Bu gerilim, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkileyen, bölgede yaşayan halkların geleceğini tehdit eden ve insanlığın ortak vicdanını sınayan bir trajedidir.
Bu tabloya baktığımızda ister istemez tarih bize bir başka büyük acıyı hatırlatır: Kerbela’yı.
Kerbela yalnızca bir tarihsel olay değildir. Kerbela, zulme karşı direnişin, hakikatin ve adaletin sembolüdür. Dün Yezid’in orduları İmam Hüseyin’e ve Ehlibeyt’e karşı yürüdüğünde mesele yalnızca bir iktidar mücadelesi değildi. O gün Kerbela’da iki yol karşı karşıya gelmişti:
Zulüm ile adalet, güç ile hakikat, korku ile onur.
Bugün de dünyanın birçok yerinde, özellikle de Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar, bizlere aynı ahlâki soruyu yeniden sormaktadır: İnsanlık hangi tarafta duracaktır?
Bizler için bu savaşta kimlikler, mezhepler ya da dinler belirleyici değildir. Bizim için mesele Şii, Sünni, Hristiyan ya da Yahudi meselesi değildir. Kerbela’nın öğrettiği hakikat çok açıktır: Dün olduğu gibi bugün de mesele mazlum ile zalimin mücadelesidir.
Mazlum halkların üzerine bombalar yağarken, şehirler yıkılırken, çocuklar ve siviller hayatını kaybederken; bu acıları yalnızca siyasi çıkar hesaplarıyla açıklamak mümkün değildir. Savaşların arkasında çoğu zaman iktidar mücadeleleri, ekonomik çıkarlar ve küresel güç dengeleri vardır. Ne yazık ki tarih bize defalarca göstermiştir ki, bir avuç ayrıcalıklı güç odağı servetine servet katarken, bedelini çoğu zaman masum halklar öder.
Halklar birbirine düşman edilmekte, toplumlar kutuplaştırılmakta ve insanlık ortak değerlerinden uzaklaştırılmaktadır.
Oysa Alevi öğretisi bize başka bir yol gösterir. Biz Uluslararası Alevi Araştırma, Dayanışma ve Eğitim Vakfı olarak, insanlığın ortak vicdanını temsil eden bu kadim öğretinin ışığında safımızı açıkça ifade ediyoruz.
Bizim safımız barıştan, adaletten ve mazlumdan yanadır. Hz. Ali’nin Mısır Valisi Malik el-Eşter’e gönderdiği o meşhur emirnamesinde söylediği sözler, bugün de insanlığa yol göstermeye devam etmektedir: “İnsanlar ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.” Bu söz, yalnızca bir yönetim öğüdü değildir; insanlığın en evrensel ahlak ilkelerinden biridir. Bu anlayış, insanların kimliğine, inancına veya kökenine bakmadan onların onurunu ve yaşam hakkını savunmayı emreder.
Bugün Orta Doğu’da yaşanan her savaş, her bomba ve her yıkım aslında insanlığın bu temel ilkesinden ne kadar uzaklaştığını da göstermektedir. Ne yazık ki insanlık, Kerbela’dan bu yana geçen 14 asırda, teknolojide ve bilimde büyük ilerlemeler kaydetmiş olsa da, vicdan ve adalet konusunda aynı yolu kat edememiştir.
Bugün hâlâ güçlünün haklı sayıldığı, mazlumun sesinin duyulmadığı ve savaşın barıştan daha kolay tercih edildiği bir dünyada yaşıyoruz. Oysa Kerbela bize şunu öğretir: Hakikat bazen azınlıkta olabilir, ama hakikat her zaman direnenlerin tarafındadır. Bugün de insanlığın en büyük sorumluluğu; halkları birbirine düşman eden politikaların değil, insan onurunu ve yaşam hakkını savunan değerlerin yanında durmaktır. Çünkü savaşın kazananı yoktur. Savaş yalnızca yeni acılar, yeni Kerbelalar ve yeni yaralar üretir.
Bizler inanıyoruz ki; barış, huzur ve refah için ne molla rejimlerinin baskıcı yönetimleri, ne Arap emirliklerinin otoriter düzenleri, ne ABD’nin emperyal politikaları ne de İsrail hükümetinin zulmü Orta Doğu halklarına gerçek bir gelecek sunabilir. Bu toprakların ihtiyacı olan şey yeni güç mücadeleleri değil, halkların birbirini düşman olarak değil kardeş olarak görebildiği bir anlayıştır.
Orta Doğu’nun barışa kavuşması ancak halkların birbirini insan olarak görmesiyle mümkündür. Bu nedenle dileğimiz odur ki; adaleti, insan onurunu, eşitliği ve kardeşliği esas alan Alevi öğretisinin insan merkezli anlayışı bu topraklarda daha fazla karşılık bulsun. Belki o zaman Orta Doğu artık yeni Kerbelalar yaşamaz. Belki o zaman bu kadim coğrafya, savaşın değil barışın ve kardeşliğin yurdu olur.
Turgay Temiz
Uluslararası Alevi Araştırma, Dayanışma ve Eğitim Vakfı
Sevgili Turgay,
insanligin yasamis oldugu bu acılı günlerde gözlerimizi kapatarak üzülürken,gözlerinizi açan metnin anlamı çok büyük.Yasanmis tarihin aynı amaçlarla yeniden yaşatıldığını bir kez daha hatırlattın.Eline ,Emeğine,Yüreğine sağlık.Masum toplum ve masum insanlık için .